Çok Yönlü Blogger Ödülleri -imiş

Uzun zamandır yazılmayı bekleyen bir mim ile huzurlarınızdayım^^  Hazır sıkıntıdan pc karşısında zaman öldürüyorum bari gözlerimi yorduğuma değsin diye, bir kaç gündür varlığı ile beni rahatsız eden bu mimi cevaplamanın tam zamanıdır diye düşündüm. Yanlış anlaşılmasın lafım mime değil. Beni rahatsız eden mimlenip bir türlü görevimi yerine getirmemek. Cevaplamayınca pazar günü ödevini yapmamış ilkokul öğrencileri gibi hissediyorum. Bilmem sizde de böyle bir his var mı :D Hissiyatımı sizlerle paylaştığıma göre kuralları açıklayabilirim.

1. Kural: Bizi bu ödüllere layık gören pek gıymetli blogçu arkideşlere teşkür etmeliyiz.

Gözümde espirik kraliçesi olan, beni Jeff Buckley ile tanıştırdığı için sevabın hasını kazanan   çaylak çekik sever, ulu kok, Winpoşun :P mutlak dostu Egzantrik Rapsodi ve GD manyaklığında açık ara birinci Nomu nomu yeppuda‘ya çok teşekkür ediyor ve ödülümü biricik aşkitom grand slamlerin kralı Fedon’un ezeli rakibi edebi dostu Rafacığımdan almanın sevincini yaşıyorum :D Hayali bile güzel lan :D Gerçi sadece Rafa’dan ödül almaz başka şeylere de alet ederdim ya neyse :P Zorda olsa kendine gel Akira diyor ve 2. kurala ışınlanıyorum.

2. Kural: Kendimiz hakkında 7 maddelik saçmalamalar listesi oluşturucaz. Pardon Kendimizden bahsedicez.

Eveet kemerlerimizi bağladıysak yer yer abuk yer yer sıradan kişiliğim hakkında 7 tanecik özelliğe geçebiliriz.

Şu tipsiz var ya şu tipsiz ben bu yaratıktan feci tırsıyorum. O kıskaçları ile etimi tamamen koparacak, vücudumun uzuvlarını çekip alacakmış gibi geliyor. Onun yüzünden kaç kere  geceleri ay ışığında denize giremedim, dolunayda kendimi Adana’nın sıcak sularına atamadım. Bütün suç bu dünyanın en tipsiz, en korkunç yaratığın. Mağdurum hakim bey. Geceleri sahilde türlü aktivitelerde bulunamadım. ( Aklınıza yaz aşkı ile yapılan aktiviteler gelmesin lütfen :P ) Kaç kere hava kararıyor diye denizden çıkmak zorunda kaldım bir ben bilirim bir de bu tipsiz. Bunun için gece demek avlanmak demek. Zavallı Akira’yı korkutmak demek. Sevmiyorum, tırsıyorum, mağdurum.

 Haftasonu gelse de aha şu yukarıda ki pozisyonu alim diye içim gidiyor. Evden çıkmadan 1 aydan fazla yaşarım diye tahmin ediyorum. İnternet ve dizilerim olsun ha bir de atıştırmalıklarım. Benden messud bahtiyarı olmaz. Sürekli dışarı çıkıp pata pata gezen biri hiç olmadım. Ne bulurlar sokaklarda hiç anlamam. Yorgunluktan başka bişi değil bence. Bi dakka ya buna benzer lafları genelde asosyaller etmiyor mu yahu. Aman tanrım ben bir asosyalim :P

En nefret ettiğim bir özelliğime geçicek olursak, dizilerin sonunu getiremiyorum arkadaş. Araya zaman giriyor, canım başka şey izlemek istiyor ve benim hevesim kaçıyor. İleri sar tuşu diye bir şey de bilmem izlerken. İlla bir bölümü atlamadan izlicem ama dizinin sonu gelmii ne ediciğük :D 1-2 bölüm kalıyor finale ve ben diziden kopuyorum. Nassıl koyuyor anlatamam. Ama hevesim kaçtığı için bir türlü elim oynayın lan tuşuna gitmiyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Sanırım dengesizim :D

Kitap okumayı çok severim. Kütüphanelere kamp kurmak istiyorum o derece. Beni kütüphanenin evcil hayvanı olarak evlat edinseler hiiiç karşı çıkmam. Ama sürükleyici bir kitap okuyorsam illa o kitabı en kısa sürede bitirip muradıma ermem lazım. Yoksa aklım kitapta kalıyor acaba ne olucak, of bir an önce okumalıyım, en heyecanlı yeriydi vs. diye diye kendimi yiyorum. Haliyle de başka bir işe konsantre olmak yalan oluyor.

 Acayip utangacım. Öyle böyle değil. Yeni biriyle tanışacağım zaman acayip geriliyorum. Ama gerginliğimi üstümden atıp azcıkta kaynaşmayı başarmışsam tutmayın beni :D Sırf utangaçlığım yüzünden etraf beni nemrut, suratsız, soğuk karının teki sanıyor. Herkesle şıp diye kaynaşanlara hayranım ya. Birisi ile 10 dakika da nasıl o kadar kaynaşabiliyorlar her zaman merak etmişimdir.  Milletin 10 dakikada kat ettiği yolu ben 2 haftada kat ediyorum :D Sosyalleşme özürlüyüm.

Küçükkene f1 pilotu olmak istiyordum. Hayran hayran aha şu yukarıdaki zımbırtıyı kullanan pilotları izliyordum. Bende bunu sürücem ben de vııın vıın diye ortalığı inleticem diyordum kendi kendime. 4-5 yaşındayken anaa ne hızlı sürüyorlar negzel diye izliyordum ağzım 2 metre açık. Yıl 2011 oldu, 100ü geçince hızını 50ye düşür, çabuk yavaşla diyen bir anneye sahibim. Altımdaki arabanın bile hakkını veremezken F1 pilotu olma hayalim çok manidar.

 Fransa Açık tenis turnuvasını kanlı canlı izlemek istiyorum. 2 hafta boyunca hem tenis seyrine doymak istiyorum. Hele hele Nadal’ın maçını vıp’nın arkasından izledim mi allah tutmayın beni :D Birde finalde Nadal’ın 4 silahşörler kupasını (yoksa 3 silahşörler miydi la) kaldırdığını gördüm mü mutluluktan sersem olmuşum demektir. Fransa olmazsa Wimbledon olur. Yeter ki Nadal’ı izliyeyim, şampiyon olduğu an kortta bulunayım ve Nadal’ın üstüne atlayayım yeter :D Gerçi ben vıp tribünlerine ulaşmadan kapı dışarı edilirim orası ayrı amma velakin hayali bile güzel. Her şey tenis aşkından kaynaklanıyor Nadal ile alakası yok :D Valla bak :P

Sıra geldi mimi şanslı kullara yollamaya ama ben öyle bir iş yapmıcam. Mimin gitmediği adam kalmadı. Hatta aynı kişiler birden fazla mimlendiler. Eee o yüzden bence gerek yok. İşte ben buyum. Biraz (!) tembel, çokça Nadal aşığı. Karşınızda Akira :D Jaa ne millet ^^

La Mala Educacion – Kötü Eğitim

Bundan aylar aylaaar önce güya ben Gael Garcia Bernal’in bütün filmlerini sırası ile baştan sona izlicektim. Ama tembelliğimi ve her şeyi aylarca erteleme huyumu hesaba katmamıştım tabi ki de. Imdb’de Gael’in filmlerine bakarken bu film ilgimi çekmişti ve eski yapımlardan yeni yapımlara doğru tasarladığım Akira tarafından düzenlenen Gael Garcia Bernal filmleri festivalinin gösterim sırası tamamen bozulmuştu. Paramparça aşklar ve köpeklerden sonra bu filmi izlicektim aslında her hafta bir Gael Garcia Bernal filmi izliyerek bu mükemmel adama ve yeteneğe doyucaktım ama çok pis yanılmışım. Eylülde izlediğim paramparça aşklar ve köpeklerden sonra izleme kararı aldığım bu filmi anca bugün izleyebildiğim için kendimi kutluyorum. Acilen kendime çeki düzen vermem lazım ama huylu huyundan bir türlü vazgeçemiyor. Hiç yazı yazmıyorsun diyenler işte size en büyük kanıtı. Üşengecim üşengeç :D Yapçak bişi yok :P

İzlediğim ilk Pedro Almodovar filmi. O yüzden bu ünlü yönetmenin tarzı hakkında hiç bir fikrim yok. Diğer filmleri nasıl bilmem ama bu film iyiydi hacı. Başlarda olay, Ignacio’nun kendi çocukluğundan esinlenerek yazdığı son hikayesini uzun yıllardır görmediği arkadaşı Enrique’ye götürmesi ve ünlü bir yönetmen olan Enrique’nin filmi çekmeye karar vermesi gibi gözükse de asıl konu tamamen farklıymış.  Çocukken gittikleri katolik okulunda yaşadıkları, hayatlarının şekillenmesinde büyük etkisi olan olayları izleyeceğimi sanırken tamamen farklı bir mevzu ile karşılaştım.. 

Filmde arzularının esiri olan kişilerin yaptıklarını yüzümüze vurmaktan geri kalmıyor Pedro Almodovar.

Çekim tekniklerinden carttan curttan anlamam ama yönetmen farklılığını sonuna kadar hissettiriyor diyebilirim. Oyunculuklar zaten on numara. Gael her zamanki gibi harika. Adam kadın kılığında bile benden güzel bu nasıl iş? Gael neden bu kadar yakışıklı ve güzelsin ha neden? Hele ellerin^^ Filmde sadece Gael harika bir iş çıkarmamış tabi ki de Enrique’yi oynayan Fele Martinez’de sağlam bir oyunculuk sergiliyor.

Gael her türlü giderin var :D

İki oyuncununda yeşil gözlerine  bayıldım^^ Müzikler desen über ötesi. Yani bu ne demek güzel film demek. Artık Pedro Almodovar filmleri izlenecek demek. Her ne kadar hiç sevmediğim Penelope Cruz’a tahammül etmem gerekecek demek olsa da bu durum. Neden Pedro’nun fetiş oyuncusu bu uyuz karı olmak zorunda? Yıllardır bu adamın filmlerinden uzak durmamın, kaale almamamın en önemli nedeni neredeyse her filminde bu kadını oynatması. Nicole’un yuvasını yıktı ya veletlik zamanımdan beri kılım kendisine :D

Gelelim uyarılara. Film artı 18 ve homofobikler uzak dursun. Sonra ay ne biçim film bu diye gelmeyin bana. Ben baştan diyeyim de. Gael Garcia filmleri festivalimi bir daha bu kadar geciktirmememin dileği ile^^ Jaa ne ahali :D

Bir Mavi Var Çocuklar Gibi Şen Hissettiren^^

Kaç tane mavi olucak ki bir tane mavi var o da rengin adı diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hem de çok. Bu mavi başka… Benim bahsediceğim mavi dünyanın en güzel rengi olan değil, dünyada beni ilk kez bu kadar şaşırtmayı başaran kişi olan Mavi.

Geçmişimizi uzun uzun yazmak istemiyorum, istesem de onun yazdığı buram buram dostluk kokan şu yazısının yanına yaklaşamaz benim yazdıklarım. Hem bir edebiyatçıyla boy ölçüşmek kim ben kim :P Benim bahsediceğim doğum günü denen resmi yaşlanma gününde beni nasıl dumur ettiğidir ahali.

26 Kasım benim nüfusta 1 yaş ama beyinde 1000 yaş büyüdüğüm bir tarih. Her sene yaşlanıyoruz azizim muhabbetini yaptığım, böhühüühü 30a gittikçe yaklaşıyorum korkuyorum anne diye ağlaştığım bir tarih. 30a daha 8 sene var ama insan tırsmıyor değil yahu. Doğum günüm yaklaştıkça kendimi bildim bileli bi heyecanlanırım böyle gün saymaya başlarım. Hem yaşlanıyorum diye mızmızlanıyorum hem de sevinç kaplıyor. İlginç. Hem de çok. Bu satırlardan da ne kadar dengesiz bir hatun olduğum anlaşılıyordur :D

Gelelim 2011 senesinin 26 Kasım gününe… Evdekiler tarafından gayet umursanmayıp, sıradan bir gün olacağı izlenimi verildiği gibi bir de evin bütün temizliğinin bana kalması etrafa gülücükler saçmamı sağladı. Evde kardeş bol ama her iş bana kalıyor, doğum günümde bile :/ Hayır yani, Akira bugün senin için mühim bir gün onun için seni temizlikten muaf tutuyoruz bugün elini sıcak sudan soğuk suya sokmıcaz, sana karşı hizmette kusur etmicez deseler olmaz mıydı? Onun yerine ortanca ehliyet sınavına gider sabahın köründe bir de ben sınavdan sonra arkadaşlarımla buluşucam der. Küçük kardeş ise ben öss savaşçısıyım dershaneye gidicem diye sıvışır. Anne desen ben halanın gününe gidicem der. Sonuç; çamaşır suları ve elektrik süpürgesi ile doğum günü çocuğunun bitmeyen dostluğu (!). Evde dedemle mal gibi bi başıma kaldım. Allahtan kötü başlayan günüm içkili, şarkılı, hediyeli en önemlisi sevildiğimi bilerek noktalandı.

Büyük uğraşlar sonucu temizliği bitirdikten sonra bir kaç gün önceden sözleştiğimiz Angeluspurçi’yi beklemeye koyuldum. Sana öyle bir sürprizim var ki evdekilerin de seninde şaşkınlıktan ağzınız 30 metre açılıcak dedi ve ben 1 haftayı zor ettim. Ne yaptıysam hatunu konuşturamadım. İnat anacım inat :D Ben öfleye pöfleye Purçi’yi beklerken kapı çaldı kısık bir ses kargo dedi. Bende gayet saf saf herhal birine kredi kartı geldi diye düşündüm. Zavallı kargo elemanı bozulan asansör yüzünden 6 kat merdiven tırmandı ve Akira’ya bir paket var dedi. İşte o an var yaaaaa :D Nasıl kimliğimi verip imzaladım bilmiyorum. Gönderenin adını iki kere okumak zorunda kaldım şaşkınlığım yüzünden :D Sabah ki sürpriz yazısı yetmiyormuş gibi bir de böyle yalnız, üzgün ve süzgün bir zamanda sevildiğini, hatırlandığını bilmek o kadar harika bir duygu ki… Şaşkınlıktan ve heyecandan ellerim titriyordu lan öyle böyle değil :D Belki abartı diye düşünebilirsiniz ama ilk defa uzak diyarlardan, yüz yüze bu kadar az görüşmemize rağmen dostluğumuzun bu kadar geliştiği  birinden böyle bir hediye alıyordum. Ben duygulanmıyayım da kim duygulansın :D

Purçi’ye kavuşmamın mutluluğu ve Mavi’nin sürprizi ile tahmin edersiniz ki benden sırıtkanı yoktu :D Purçi hediyesi konusunda çok haklıydı. Gerçekten ağzım açık kaldı. Bütün tahminlerimde bir güzel yanıldım ve hem hediyenin büyüklüğü hem de güzelliği karşısında abuk sabuk danslar etmekten kendimi alamadım. Ama nasıl etmiyeyim be. Kıymetlime bakınız:

Koccaman bir Nadal posteri^^En kısa zamanda çerçevelenip duvardaki yerini alıcak:)

Gelelim Angaranın bağrından kopup gelen kıymetlilerime^^

 2 sayfa mektupla idare edicem artık ne edelim :P Yalnız bir daha bu kadar kısa mektupla elimden kurtulamazsın haberin olsun. Sınav zamanı diye affettim :D

 Paketimin içinden sadece mektup çıkıyorsanız yanılıyorsunuz :D Deli Mavi çok birden fazla şey tıkıştırmayı başarmış :P Beni çok mahcup ettin len :D Çok şirin bir cüzdan, ilk meclisin resminden oluşan bir ayraç, mavi saçlı bir yaratık :P kolyesi vee vee vee Miyazaki’min biricik filmi olan yürüyen şatonun kitabı^^ Cüzdanda ki şirin figür sizce de totoro’ya benzemiyor mu? Bana feci Totoro’yu andırdı. Totoro’nun mor kardeşi, adı da Mavi tarafından kondu. Tanıştırayım Rafa :D Ama ben bunları kullanmaya kıyamam kiii :D Hediyeler kadar iliştirilen notlarda beni çok mutlu etti. Bu kız işi biliyor :D

Canım Mavi’cim bir kez daha çok teşekkür ediyorum. Telefonda ettiğim teşkürler yeterli gelmiyor :D Kardeşim ile yaptığınız kutsal ittifak beni çok şaşırttı. 16lık velete bak sen hiç çaktırmıyor :D Hadi bi delilik ettin o kadar hediye için öğrenci bütçeni tsunami ile yıktın ama ben yetmemişim gibi benim uyuz kardeşlerimi niye düşünüyorsun hııı neden :D Hayır zaten benden habersiz kanka olmuşunuz bizim liseli ergenle bi de hediye olmuyor yani :D Seni kimselerle paylaşmam, paylaşamam :D Benim kıymetimi Mavi bile tee Angarlardan biliyor ayağınızı denk alın leen diye dayılanmalarını az işitmedim :D Etkilerin halen sürüyor anlıyacağın :D Tanıştık tanışalı ilk doğum günümdü yanımda olmasan da varlığını çok güzel bir şekilde hissettirdin :D Artık pasta ve mum faslını da baharda hallederiz :P

İşte bir doğum gününü daha böyle atlattım. Bol şaşkınlık ve bol sevinç  ve dost sevgisi ile geçirilen güzel bir gün oldu benim için. Doğum günümü kutlayan tüm blogçulara teşekkür ediyorum^^ Bazıları ile tanıştım bazıları ile tanışmak için can atıyorum ama hepinizi seviyorum :D İyi ki tesadüf eseri Ofori’nin dünyasına adım atıp sizleri bulmuşum^^ Uzun yıllar klavyelerimizi konuşturmak dileğiyle… Bu kadar gevezelik yeter :D Sahilde Kafka’yı bir an önce bitireyim de yürüyen şatoyu okumaya başlıyayım ;) Bekle beni haşin erkekim, biricik yarim Howl efendi :D

≈A Single Man ≈

 Duygulara yer olmayan bir dünya olacaksa, bu dünyanın içinde yaşamak istemiyorum.”

Amerika’da yaşayan İngiliz profesör George 16 yıllık sevgilisi Jim’i trafik kazasında kaybedince bunalıma girmiştir ve yalnızlığı ile baş etmeye çalışmaktadır.  George her ne kadar normal gözükmeye çalışsa da Jim’in yokluğuna dayanması her geçen gün imkansızlaşmaktadır ve sonunda bir karar alır…

 ”Deneyim, insanın başına gelen değil, başına gelenle ne yaptığıdır.”

Filmin ana teması adından da anlaşılacağı üzere yalnızlık. Sevdiğini kaybeden bir insanın onun ardından yaşadığı ümitsizlik, sıradanlık çok iyi işlenmiş. Bunda benim hastası olduğum Colin Firth’inde alkışlanası oyunculuğunun büyük etkisi var ama bu film başka. Bir yapımı sadece oyunculuk ile gittiği yere kadar götürebilirsiniz ama bir filmi hem oyunculuğu hem senaryosu hem de iyi bir yönetmenlik ile harika yapabilirsiniz. Bu filmde onlardan biri. O diyaloglar, müzik, kıyafetler o kadar mükemmel ki ben ne yazarsam yazayım yanına bile yaklaşamıyacağını biliyorum. O yüzden bu film şiddetle tavsiye edilir. Bir çok ödül alması ya da aday olması ne kadar kaliteli olduğununda bir göstergesi zaten.  - Sen geçmişte yaşıyorsun. Geleceğini düşünmeye başlamalısın.

- Geçmişte yaşamak benim geleceğim.

60lı yılların Amerikasında geçen hikayemiz izleyicilerine 90 dakikalık muhteşem bir seyir zevki sunuyor. Eee ne duruyorsunuz diyor insanın içine işleyen ostsinden bir parça ile huzurlarınızdan ayrılıyorum.

Dinle Dinle Bıkmadan Dinle^^

Şu sıralar mp3ümün vazgeçilmezi bir kaç şarkı var. Bıkmadan dinliyorum, uzun bir sürede bıkacak gibi de gözükmüyorum. Her şeyi zaman  gösterecek bakalım :D .

Ben sadece 3 şarkı paylaşıcam. Üşeniyorum ne edem :D Bu 3 şarkı beni bildiğin başka diyarlara götürüyor. Tesadüfe bakın ki 3 şarkıda süper sesli, saç konusunda şekil değiştiren adlı yaratıkla yarışan, Hong Ki’nin grubu Ft Island’dan. Sözü daha fazla uzatmıyor ve sizi Hong Ki’nin büyülü sesi ile baş başa bırakıyorum^^ Adam bildiğin hipnotize ediyor kahretsin :D

 

İlk şarkı bir cover. Hong Kiciğim kendinden geçercesine, ”şimdilik” güzel olan saçlarını savururken beni eriyip bitirmeyi, kahretmeyi başarıyor. Amerika’da ki şanslı azınlık bu muhteşem canlı performansı izleme imkanı bulmuş. Laan Hong Ki bizimde üniversitelerimiz var biz de üniversite, Nişantaşı çocuuyuz bize de gel lan :D

Gelelim 2. pörfecto şarkımıza. Ft Island’ın yeni remake albümünden. Daha ilk dinleyişte etkisine alan ve bir kaç adım öne çıkan bir parça. Ahh adamlar güzel söylüyor kahretsin :D Albüm hakkında güzel bir yazı okumak için sizi Masal Evi’nin o güzel yazısına alalım. Onun yazıları sayesinde feci bir primadonna olma yolunda ilerliyorum :D Çalışmalara devam Masalcım^^

Son şarkıda özel bir albüm için yapılmış bir parça. Yanılmıyorsam.  Yanılıyor da olabilirim tam hatırlamıyorum. Şarkı güzelse gerisi teferruattır :D Tesadüf eseri keşfettiğim bu şarkı youtube adlı tanrıya binlerce kez dua etmemi sağladı.

Ft ısland ve Hong Ki sizi seviyorum^^

Armani’nin Hatunlara Büyük Hizmeti^^

Şu an bir ilke imza atmanın haklı sevincini yaşıyorum dostlar. Hayatımda ilk defa moda hakkında bir görüş bildiricem hazır olun :D Hemde öyle eften püften bir markadan bahsetmicem. Koskoca İtalya devi, dünya modasına yön vermiş Giorgio Armani emminin markası hakkında olucak bu yazı.

Bildiğiniz gibi Rafael Nadal hastasıyım, fanatiğiyim, manyağıyım vs. Nadal ve benimle ilgili bir sürü yakıştırma, benzetme yapılabilir. Nadal’ın maçlarını kaçırmamaya özen gösteririm, pc başında onun için 24 saat harcarım falan fişmekan. Onunla ilgili haberleri yakinen takip ederim anlıyacağınız. Eee hani bu bir moda, marka, tasarım yazısı olucaktı ne alaka Nadal aşkın bize ne be derseniz size sadece şunu söylerim: Armani jeans ve donları :D

Dünya daha fazla Nadalımın cazibesine ve o meşhur poponun güzelliğine dayanamamış olacak ki 2011 yılının ilk aylarında Rafa’nın  Megan Fox ile beraber Armani pantıllarının ve donlarının yüzü olacağı duyurulmuştu. Herkes gibi dört bir yanımı bir heyecan dalgası kaplamıştı ve 4 değil 44 gözle reklamların yayınlanmasını bekler olmuştum. Bahara doğruda beni kendimden geçiren fötölar nete düşmüştü. Nadal’ın ”üstündeki” pantolonlara bayıldığımı söylememe gerek yok herhalde :D Önce reklam fotoğrafları derken ilk reklam filmi ile de karşımıza çıkmıştı Armani ekibi. Baktılar bu abazan hatunlara bir film yetmez haydi Rafa geç kameranın karşısına bir daha demiş olacaklar ki bir kaç hafta önce Nadal’lı 2. reklam yayınlandı :D

Kesinlikle 1. reklamın aksine daha hareketli olmuş diyebilirim. Adam hem koşuyor hem striptiz yapıyor daha ne olsun :D Öhööm öhööm işte saolsun Armani camiası biz hatunlara büyük hizmetlerde bulunuyorlar.  Bizimde bu hizmetleri geri çevirmememiz olmaz değil mi ama :D İzlemek izlettirmek en büyük amacımız olmalı :P

Tanıtılan ürünlerle ne kadar alakam olduğu, ne kadar takip ettiğimi anlamışsınızdır :D Moda benim herşeyim :P diyor ve reklamı paylaşıyorum^^ 2011- 2012 hiç bitmesin Rafa hep reklamlarda oynayıp don tanıtsın :D

Bol Yorgunluk Az Film = Okul Ve Animeler

Biliyorum biliyorum uzun zamandır kendi aranızda konuşuyor, fısıldaşıyorsunuz (Ben öyle farz ediyorum taam mı :D burası benim çöplüğüm ve istediğim gibi öterim :D ). Akira nerede kaldı yeni yazısı kaç gündür yok ne tembel kız vs. diye ama malum biricik işkencem başladı ve onun yüzünden hiç bir şey yapasım- izleyesim yok :/

Bütün bir hafta böyleyim:/

Bunda her gün okul denen işkence yuvasına gitmek ve biricik yuvama kavuşmak için 4.30-5 saatimi yollarda geçirmemin, daha doğrusu sürünmemin etkisi olabilir. Olabiliri fazla dediğinizi duyar gibiyim :D Bu kadar otbüs ve metrobüs yolculuğundan sonra normal kalmak Arda Turan’ın Barcelona’ya gol atması kadar imkansız oluyor haliyle. Buralara uğramayışım bu sebeptendir a dostlar. Derslerden, projelerden, raporlardan arta kalan nadir zamanlarda da bir şeyle izleyip gözümü gönlümü bayram ettirmeye çalışıyorum. Her şey siz Akira’nın Güneşi okuyucuları için :D Yoksa yağuşıklı anime karakterleri benim aklıma bile gelmiyor valla bak :P İşte bu postta arta kalan nadir zamanlarda neler izlediğimden bahsediciiğim kısaca.

Şu sıralar 2 anime izliyorum. Biri shoujo diğeri shounen ai. Zıt kutuplar birbirini çeker diye boşuna dememişler :D Kısaca bahsetmeden bırakmam :D

Sekaiichi Hatsukoi:  

Aylar önce Kimbap sayesinde keşfettiğim bir anime. Saolsun, shounen ai seven biri olarak büyük hizmetlerde bulunuyor :D Tee nisan ayında bahsettiği animeye ben yeni başlama lütfunu gösterdim. 2. sezonu da başlamıştı bekleme derdim de olmıyacağı için artık başlamanın zamanıdır diye düşündüm.

Konusu için Kimbap’ın şu yazısına buyrun lütfen. Eğlenceli, romantik bir anime arayanlar kaçırmasın bence. Şu an 6. bölümdeyim zaten ilk sezon 13 bölümden oluşuyor. Hem güzel hem de abartı bölüm sayısı yok hem de daş gibi herifler var daha ne olsun :D

Takano kalp kalp kalp :D

6. bölüme kadar izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki Takano’ya bayılıyorum! :D . Ekran karşısında gözlüğünü takmasını iple çeker oldum. Gözlük bir insana bu kadar mı yakışır ( Takano benim için anime karakterliğinden çıktı ete kemiğe büründü. O kadar çok seviyorum yani). Bakalım Takano, Onodera’ya 10 yıl sonra tekrar ” seni seviyorum” dedirtebilecek mi? Merakla bekliyorum. Onodera efendi Takano’nun cazibesine ne kadar dayanabilecek keh keh keh :D

Uta No Prince Sama Maji Love 

Yada diğer adıyla uta no prince sama. Gelelim 2. animemize… Tesadüfen karşıma çıktı bu yapım ama ilk bölümden itibaren kan revan içinde kaldım :D Birbirinden yakışıklı 6 tane anime karakterini düşünün ve bu mükemmel varlıklar aynı yapımda toplanmış olsun. Kyaaaaaa diye çığırmayan insan değildir yani :D Bu animede ise 7. bölümdeyim, fansub grubuyla paralel gidiyorum.

Konusuna gelecek olursak;  Haruka hayranı olduğu Hayato adlı bir şarkıcıya, şarkı besteleme hayalini gerçekleştirmek için ülkenin en iyi yetenek okullarından birine gitmeye karar verir ve sınavı kazanır. Yalnız okul hayatı sınavı kazandığı kadar kolay olmayacaktır çünkü bütün okul yetenekli bestekar ve şarkıcı adayları ile doludur. Hayalini gerçekleştirebilmesi için ışıltılı ajansa katılması gerekmektedir ama bu iş sandığından zor olacaktır. Üstelik okulda flört yasağı vardır ve birbirinden yakışıklı öğrenciler Haruka ile takılmaktadır.

Her bölümde bir karakterimizi daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Neden şarkıcı olmak, beste yapmak istiyorlar öğreniyoruz. Bütün karakterler birbirinden ilginç. Her bölümde besteledikleri şarkıyı da dinleme fırsatımız oluyor. Anlıyacağınız hem göze hem gönüle hem de kulağa hitap ediyor :D

Bayanlar için tasarlanan bir oyun olarak karşımıza çıkan uta no prince sama, şimdi shoujo severler için animeye uyarlanmış. Çokta iyi etmişler :D Caponları seviyorum :D

 Bu soğuk havalarda içimizi ısıtacak bir kaç şey izlemekten başka daha güzel ne olabilir millet :D  Şimdiden herkese iyi seyirler jaa ne^^