Armani’nin Hatunlara Büyük Hizmeti^^

Şu an bir ilke imza atmanın haklı sevincini yaşıyorum dostlar. Hayatımda ilk defa moda hakkında bir görüş bildiricem hazır olun :D Hemde öyle eften püften bir markadan bahsetmicem. Koskoca İtalya devi, dünya modasına yön vermiş Giorgio Armani emminin markası hakkında olucak bu yazı.

Bildiğiniz gibi Rafael Nadal hastasıyım, fanatiğiyim, manyağıyım vs. Nadal ve benimle ilgili bir sürü yakıştırma, benzetme yapılabilir. Nadal’ın maçlarını kaçırmamaya özen gösteririm, pc başında onun için 24 saat harcarım falan fişmekan. Onunla ilgili haberleri yakinen takip ederim anlıyacağınız. Eee hani bu bir moda, marka, tasarım yazısı olucaktı ne alaka Nadal aşkın bize ne be derseniz size sadece şunu söylerim: Armani jeans ve donları :D

Dünya daha fazla Nadalımın cazibesine ve o meşhur poponun güzelliğine dayanamamış olacak ki 2011 yılının ilk aylarında Rafa’nın  Megan Fox ile beraber Armani pantıllarının ve donlarının yüzü olacağı duyurulmuştu. Herkes gibi dört bir yanımı bir heyecan dalgası kaplamıştı ve 4 değil 44 gözle reklamların yayınlanmasını bekler olmuştum. Bahara doğruda beni kendimden geçiren fötölar nete düşmüştü. Nadal’ın ”üstündeki” pantolonlara bayıldığımı söylememe gerek yok herhalde :D Önce reklam fotoğrafları derken ilk reklam filmi ile de karşımıza çıkmıştı Armani ekibi. Baktılar bu abazan hatunlara bir film yetmez haydi Rafa geç kameranın karşısına bir daha demiş olacaklar ki bir kaç hafta önce Nadal’lı 2. reklam yayınlandı :D

Kesinlikle 1. reklamın aksine daha hareketli olmuş diyebilirim. Adam hem koşuyor hem striptiz yapıyor daha ne olsun :D Öhööm öhööm işte saolsun Armani camiası biz hatunlara büyük hizmetlerde bulunuyorlar.  Bizimde bu hizmetleri geri çevirmememiz olmaz değil mi ama :D İzlemek izlettirmek en büyük amacımız olmalı :P

Tanıtılan ürünlerle ne kadar alakam olduğu, ne kadar takip ettiğimi anlamışsınızdır :D Moda benim herşeyim :P diyor ve reklamı paylaşıyorum^^ 2011- 2012 hiç bitmesin Rafa hep reklamlarda oynayıp don tanıtsın :D

Bol Yorgunluk Az Film = Okul Ve Animeler

Biliyorum biliyorum uzun zamandır kendi aranızda konuşuyor, fısıldaşıyorsunuz (Ben öyle farz ediyorum taam mı :D burası benim çöplüğüm ve istediğim gibi öterim :D ). Akira nerede kaldı yeni yazısı kaç gündür yok ne tembel kız vs. diye ama malum biricik işkencem başladı ve onun yüzünden hiç bir şey yapasım- izleyesim yok :/

Bütün bir hafta böyleyim:/

Bunda her gün okul denen işkence yuvasına gitmek ve biricik yuvama kavuşmak için 4.30-5 saatimi yollarda geçirmemin, daha doğrusu sürünmemin etkisi olabilir. Olabiliri fazla dediğinizi duyar gibiyim :D Bu kadar otbüs ve metrobüs yolculuğundan sonra normal kalmak Arda Turan’ın Barcelona’ya gol atması kadar imkansız oluyor haliyle. Buralara uğramayışım bu sebeptendir a dostlar. Derslerden, projelerden, raporlardan arta kalan nadir zamanlarda da bir şeyle izleyip gözümü gönlümü bayram ettirmeye çalışıyorum. Her şey siz Akira’nın Güneşi okuyucuları için :D Yoksa yağuşıklı anime karakterleri benim aklıma bile gelmiyor valla bak :P İşte bu postta arta kalan nadir zamanlarda neler izlediğimden bahsediciiğim kısaca.

Şu sıralar 2 anime izliyorum. Biri shoujo diğeri shounen ai. Zıt kutuplar birbirini çeker diye boşuna dememişler :D Kısaca bahsetmeden bırakmam :D

Sekaiichi Hatsukoi:  

Aylar önce Kimbap sayesinde keşfettiğim bir anime. Saolsun, shounen ai seven biri olarak büyük hizmetlerde bulunuyor :D Tee nisan ayında bahsettiği animeye ben yeni başlama lütfunu gösterdim. 2. sezonu da başlamıştı bekleme derdim de olmıyacağı için artık başlamanın zamanıdır diye düşündüm.

Konusu için Kimbap’ın şu yazısına buyrun lütfen. Eğlenceli, romantik bir anime arayanlar kaçırmasın bence. Şu an 6. bölümdeyim zaten ilk sezon 13 bölümden oluşuyor. Hem güzel hem de abartı bölüm sayısı yok hem de daş gibi herifler var daha ne olsun :D

Takano kalp kalp kalp :D

6. bölüme kadar izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki Takano’ya bayılıyorum! :D . Ekran karşısında gözlüğünü takmasını iple çeker oldum. Gözlük bir insana bu kadar mı yakışır ( Takano benim için anime karakterliğinden çıktı ete kemiğe büründü. O kadar çok seviyorum yani). Bakalım Takano, Onodera’ya 10 yıl sonra tekrar ” seni seviyorum” dedirtebilecek mi? Merakla bekliyorum. Onodera efendi Takano’nun cazibesine ne kadar dayanabilecek keh keh keh :D

Uta No Prince Sama Maji Love 

Yada diğer adıyla uta no prince sama. Gelelim 2. animemize… Tesadüfen karşıma çıktı bu yapım ama ilk bölümden itibaren kan revan içinde kaldım :D Birbirinden yakışıklı 6 tane anime karakterini düşünün ve bu mükemmel varlıklar aynı yapımda toplanmış olsun. Kyaaaaaa diye çığırmayan insan değildir yani :D Bu animede ise 7. bölümdeyim, fansub grubuyla paralel gidiyorum.

Konusuna gelecek olursak;  Haruka hayranı olduğu Hayato adlı bir şarkıcıya, şarkı besteleme hayalini gerçekleştirmek için ülkenin en iyi yetenek okullarından birine gitmeye karar verir ve sınavı kazanır. Yalnız okul hayatı sınavı kazandığı kadar kolay olmayacaktır çünkü bütün okul yetenekli bestekar ve şarkıcı adayları ile doludur. Hayalini gerçekleştirebilmesi için ışıltılı ajansa katılması gerekmektedir ama bu iş sandığından zor olacaktır. Üstelik okulda flört yasağı vardır ve birbirinden yakışıklı öğrenciler Haruka ile takılmaktadır.

Her bölümde bir karakterimizi daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Neden şarkıcı olmak, beste yapmak istiyorlar öğreniyoruz. Bütün karakterler birbirinden ilginç. Her bölümde besteledikleri şarkıyı da dinleme fırsatımız oluyor. Anlıyacağınız hem göze hem gönüle hem de kulağa hitap ediyor :D

Bayanlar için tasarlanan bir oyun olarak karşımıza çıkan uta no prince sama, şimdi shoujo severler için animeye uyarlanmış. Çokta iyi etmişler :D Caponları seviyorum :D

 Bu soğuk havalarda içimizi ısıtacak bir kaç şey izlemekten başka daha güzel ne olabilir millet :D  Şimdiden herkese iyi seyirler jaa ne^^

≈ Paramparça Aşklar Köpekler ≈


 ” Tanrıyı güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset”

Aslında bu film için yazılacak o kadar çok şey var ki… Gel gör ki ben ne kadar çok yazarsam o kadar büyüsü bozulacakmış gibi geliyor. O yüzden iki kelam edip huzurlarınızdan ayrıliciiğiim^^

Oldukça çarpıcı ve etkileyici bir film amores perros. Birbirlerinden habersiz ve tamamen farklı 3 yaşamın bir kaza ile değişmesi… Köpeklerle sahipleri ve hikayeler arasındaki paralellik… Köpeklerin hayatlarının sahipleriyle örtüşmesi…

Film, karakterlerin hikayelerinden dolayı 3 kısımdan oluşuyor.

Nam-ı diğer Meksikalı Behlül ve Bihter. Abisinin karısına yanık olan Octavio, Susana ile aşk -ı memnusunu rahat yaşamak için kaçmaya karar verir. Gerekli parayı da köpek dövüşlerinden kazanmayı akıl eder.

Susana pardon Bihter tam bir sürtüksün. İçimde kalmasın. Oh be rahatladım.

Octaviom,Meksikalı Behlülüm kuzu gibi köpeciği, biricik Cofi’yi ( ya da Cafi’yi ) tazmanya canavarı yaptın ya ne diyem ben sana. O sürtük için değer miydi ha değer miydi?! (Octavio’yu kimselere yar etmek istemeyen yazar.) 

” Güçlü olmak akıllı olmak demek değildir”

Valeria Ve Daniel

Mesleğinin zirvesinde bir top model olan Valeria, evli sevgilisi Daniel ile beraber yaşamaya karar verir. Bakalım kaza beraber yaşamalarına izin vericek mi dırırım dıım.

Bu ikisine hiç acımadım, ne çekerseniz size mustahak dedim. Oh olsun size heheyyt tepkileri eşliğinde izledim ne yalan söyliyeyim. 40ından sonra azanı teneşir paklar diye boşuna dememişler Daniel efendi. Hayden şimdi o çok istediğiniz aşkınızı rahat rahat yaşayın peh (menepoz teyze mode on).

Ayrıcada bu kadının neresi güzel allasen. Bir de Güney Amerika’nın gururu diyorlar tırt. Venezuela’nın güzellerinden haberiniz yok anlaşılan. Güney Amerika’nın güzellik bakımından gururu onlar taam mı . Ayrıca da Richie’de Valeria gibi uyuz ve salak.

El Chivo Ve Maru

Hayatını çöp toplayarak kazanan El Chivo filmdeki en gizemli karakter. Son bölüme kadar hakkında hiç bir şey bilmiyoruz. Sadece etrafında her zaman köpekler olan bir adam. Hakkında daha fazla şey yazmak istiyorum ama izlemeyenlere acıyor ve susuyorum :D

” Çünkü biz aslında kaybettiklerimiziz ” 

Film boyunca köpeklerin rol çaldığını söyliyebilirim. Karakterlerin hayatının değişimi sadece kaza yüzünden olmuyor. Köpeklerinde bu değişimde etkileri var. Tek kelimeyle perfecto bir yapım.

Gael Garcia Bernal hakkında söylenecek çok şey var ama yorumlarımın çoğu ergen fan girl kıvamında olacağı için posta gölge düşürmesini istemiyorum :D Bu arada filmde Tarık Mengüç ve Balık Ayhan’ın  Meksika’da yaşayan kardeşlerini de izleme fırsatı bulacaksınız :D ( Bu da böyle yüzeysel bir paragraf oldu.)

İzleyin izlettirin. Görüşürüz millet^^

A Walk To Remember – Biri neşelenmekten mi bahsetmişti???

” Bizim aşkımız rüzgar gibi. Göremiyorum ama hissedebiliyorum”

Yıllar önce lay lay lom, çerezlik bir film ararken bu filmin afişi karşıma çıkmıştı ve izlemek için pek hevesli olmamıştım. Geçen hafta nereden estiyse indirip izleyeyim, imdbde de  7.1 güzel bir şey olmalı düşünceleri eşliğinde hayden download torrent kardeş dedim. Nicholas Sparks’ın kitabından uyarlama olduğunu bilseydim kendimi romantik komedi moduna sokmazdım! Kafa dağıtmak için karşısına oturduğum pcden, boğazımda koca bir yumruyla kalktım. Alçak Nicholas!

21. yy’da ki çoğu genç kızı gerçek aşka inandıran bir insan evladıdır Nicholas Sparks… Bir çok kişinin arşivinde yer alan notebook adlı film Nicholas’ın eserinden uyarlanmıştır ve neden böyle aşlar hep filmlerde var yaaa diyerek kendimizi bunalımın kollarına atmamızı sağlamıştır. Konusunu kısa kesicem çünkü spoiler vermeyi pek istemiyorum.

Kasabanın serserilerinden Landon bir kazaya karışır ve okul yönetimi tarafından cezalandırılır. Cezasına ilkbaharda sergilenecek tiyatro oyununda görev alması da dahildir. Zaman geçtikçe anaokulundan beri aynı sınıfta olduğu Jamie adlı kızın düşündüğü gibi biri olmadığını anlamıştır. Landon,Jamie’nin hayatına dahil oldukça Landon için hiçbir şey asla eskisi gibi olmaz. Bir insanın, hiç ummadığı hatta umursamadığı bir kişi tarafından nasıl değişebileceğini gösteren bir yapım a walk to remember.

Bu kahküle film boyunca uyuz oldum.

Bu filmde de sevdiceği için kendini paralayan, kızın hayatı boyunca yapmak istediği şeyleri gerçekleştirmeye çalışan bir ademoğlu var. Yazar efendi erkek kahramanlarına işkence etmeyi seviyor bence.  Diğer eserleri hakkında bir fikrim yok ama 2 kitabından uyarlanan 2 filmde de  aynı durum geçerliyse şüphelenmekte haklıyım arkadaş :D

Shane West ile ER’den tanışıklığımız vardı. Orada çömez doktor adayı olarak dikkatimi çekmişti. Yıllar sonra tekrar onunla karşılaşmak güzeldi ( Shane benim eski kankam olur da :D ). Gerçi ER zamanında da gözüme bir yakışıklı bir itici gözükürdü halen öyle! Bir sahnede, aslında yakışıklı çocuk la kendine has bir çekiciliği var diyorum, 30 saniye geçmeden kendimi; yok be bildiğin itici diye düşünürken buluyorum. Karar vermemde yardımcı olursanız seviniciiğiim :D

yakışıklı ya da itici işte bütün mesele bu :D

Filmi izlerken yer yer a millionaire’s first love’yi izliyormuş gibi hissettim. Asi- serseri velet, tiyatro cezası ve kimsenin hakkında ne düşündüğünü umursamayan sessiz- sakin bir kız. İzlediğinizde ne demek istediğimi daha iyi anlıyacaksınız ;) . Soundtrack gerçekten çok iyiydi. İndirip dinlenilesi. Sayesinde Switchfoot adlı grupla da tanışmış oldum. Madem ostyi ne kadar sevdiğimden bahsediyorum, o zaman you adlı parçayı size dinletmezsem olmaz. Dinleyin ulan :D ( okurlarını zorlayan diktatör yazar).

 Son olarak, neden benimde bir yıldızım yok ya :(

Supernatural Fanatikliğim Ve Favori Sahnelerim^^

   Yeni takıntım malumunuz; – tüm dünyanın takıntısı olduğu gibi- supernatural. Aslında supernatural ile tanışıklığımız daha eskilere dayanıyor ama o zamanlar şimdiki gibi büyük bir aşkla bağlanmamıştım Winchester gardaşlara ( Tanrım ne büyük bir hata yapmışım!!!). Akşamları TNT de denk geldikçe, daha doğrusu tvde izleyecek doğru dürüst bir şey yoksa izlerdim. Her ne kadar ayda yılda bir denk gelsem de Dean’in cazibesine azcık kapılmıştım ama gönlüm eskiden Gilmore Girls adlı dizide rol aldığı için Sam’den yanaydı. Sonra diziyi izledikçe Sam’in karı gibi mızmızlanmalarına maruz kalınca hay ben senin gibi kardeşe diye az söylenmedim. Gerçi ilerleyen sezonlarda yaptığı pislikler mız mızlanmalarını mumla aratır oldu orası ayrı. Ayda yılda bir supernatural izleyince mal Sam’in göze hoş gelmesi büyük bir suç sayılmaz ama di mi :D Neyse, yıllar önce gene günlerden bir gün Winchester gardaşlara rast geldim. Bunlar 2 kişi ile beraber bir kapıyı ittirmeye çalışıyorlar falan. Dean sarı gözlüyü babasının ruhunun yardımıyla öldürmeyi başarıyor ( babalarının öldüğünü de o zaman öğrendim ne kadar sadık bir izleyiciyim ama :D ) ve kapıyı zorla kapatıyorlar böylelikle benim supernatural maceramda bitmiş oluyor. Hangi sezon olduğundan bile haberim yoktu taaa kiii yıl 2011 olana kadar. 

2011 yılının Mayıs ayında Angara’nın yolunu tutunca supernatural maceramda yavaştan başlamış oldu. Çünkü; Angara’ya Maviciğimin kollarına koşmuştum^^. O da madem buralara kadar benim cazibeme dayanamayıp geldin, bu cdler benden sana hatıra, izledikçe beni hatırla diye supernatural cdlerini verdi. İstanbul’a döner dönmez izlediğimi sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Benim gibi tembel, üşengeç bir hatun 6 sezonluk bir diziyi izliyecek ha. Üstelik 7. sezonu yolda iken. Ölme eşeğim ölme. 30 bölümlük Kore dizileri bile bana uzun gelirken 100 küsür bölüm nasıl biter la diye kara kara düşündüğüm için,yazın tatilde yayıla yayıla izlerim dedim ve Temmuz’da izlemeye başladım. Hay başlamaz olaydım dememi bekliyorsunuz di mi? Çok beklersiniz :D Feci bir supernatural manyağı oldum. Ne zaman boş bir anım olsa pcye koşuyorum ve Dean ile olan aşkıma kaldığım yerden devam ediyorum :P O anlarda dünya ile bağımı tamamen kopardığımı tahmin ediyorsunuzdur :D . Rüyamda Winchester gardaşlarla demon avlıyorum, tumblr’da saatlerce Dean ile ilgili giflere, fotolara bakıyorum falan filan. Nadal’ın pabucu dama atıldı anlayın halimi :D

Şu an 6. sezonun 10.bölümündeyim. 4. ve 5. sezon sonrası 6 biraz durgun gelmişti ama son 2 bölümdür eski ritmini buldu gibi. Bir yanım hemen bitir şu sezonu her şeyi öğren diyor, diğer yanım 6. sezonu bitirince her hafta yeni bölümleri beklemeye dayanabilir misin diyor. Şu an için ne yapıcağıma karar vermiş değilim, zaman gösterecek :D . Bu yazı aslında beğendiğim supernatural sahneleri hakkında olacaktı ama fanatikliğim hakkındaki bir posta dönüştü. Elimde değil. Hastası olmam için o kadar çok sebep var ki. İşte birkaçı;

  • Konusu
  • Müzikleri
  • Replikler
  • Dean – Sam arasındaki kardeşlik ilişkisi. ( Adam ruhunu  şeytana sattı kardeşi için be daha ötesi var mı :D )
  • Dean
  • Cass
  • İmpala
  • Sam’in puppy bakışları^^
  • Crowley ( Her ne kadar demon olsa da kendine has bir demon o yüzden seviyorum :D )
  • Gabriel (onun sayesinde en komik supernatural bölümleri ortaya çıktı, sevmek için en büyük neden)
  • Cass’in mavi gözleri ( ruhum ergense ben ne ediiim :P )
  • Her bölümde devasa şekilde büyüyen merak duygusu.  Her seferinde ne olacak bundan sonra beee diye çığırıyorum.
  • Dean’in göndermeleri^^ ( Hacı ya bütün ömrün avlanmakla geçiyor o kadar filmi hangi ara izledin bi söyle pilizz. 7/24 çalışıyorsun ama sinema bilgin feci nasıl iş lan :D )

Bu liste uzaaaaar gider. Daha fazla saçmalamadan en sevdiğim sahnelerin videolarını paylaşsam çok iyi olacak^^

İlk olarak tabi ki efsanevi puding sahnesini paylaşıyorum. Karnıma ağrı girene kadar kahkaha atmıştım. Her seferinde kahkaha attırmayı başarıyor. Dean Winchester mükemmelsin!

Tavşan ayağı sayesinde Dean şanslı olursa ne olur tabi ki de Batman olur :D I’m batman dedikten sonra ki yüz ifadesine dikkat :D yering yering^^

Sam’in puppy bakışları diye boşuna madde yapmadım yani. O nasıl bir bakıştır, ayakkabının ardından yaşanan yastır :D Tavşan ayağını kaybeden mal Sam’in şansı tersine döner ve tamamiyle şansız bir insan olur çıkar :D .

Bu bölümde Dean’in karizması yerlerdeydi :D Her şeyden korkan bir Dean ve müthiş çığlığı^^

5×08 feci komik bir bölümdü. Her sahnesi ayrı favorim ama bütün bölümün videolarını ekleyemiyeceğime göre bende bir tek o bölümün açılışını eklemeye karar verdim. Kesinlikle mükemmel bir bölümdü. Parodiler bir harikaydı. Gabriel sağolsun :D

Ve son olarak ölümün Chicago sokaklarında yürüyüşü…

Daha çok sahne var ama benim aklıma gelenler şimdilik bunlar. Sizinde favori olan sahnelerinizi öğrenmek isterim şahsen bizzat ben kendim :D Onun için durma yorumla! ;) Supernatural bir harika der huzurlarınızdan ayrılırım millet. Jaa ne^^

Waiting For Forever – Bekle Bekle Nereye Kadar Hacı Ya :P

Başlığın iğrençliğini mazur görün lütfen :D . Amaa ben bu filmi çok sevdim yaağğğ ( olabildiğince tikicik şivesi ile. Hoş, benim gibi bir insan profili nasıl tikicik olabilir orası tartışılır :P )

Yukarıda ki girişten anlaşıldığı üzere ben bu filmi çok ama çok sevdim, öyle böyle değil bayıldım, bulutlara çıktım yüzümde kocaman bir sırıtışla dünyaya geri döndüm o kadar sevdim yani :D Bu akide şekeri kıvamındaki filmi cümle alemle paylaştığı için Sermin çinguma çok teşekkür ediyorum^^.

Waitin For Forever:   Doğru olan şey önemsizdir. Asıl, doğru olmasını istediğin şey önemlidir”

Elemanımız  Will otostopla çocukluk aşkının yanına, küçüklüğünün geçtiği kasabaya gidiyor. Gördüğümüz ilk dakikadan itibaren mavi pijamalı, mas mavi gözlü, siyah şapkalı velete vuruluyoruz. Sizi bilmem ama ben vuruldum yani onu biliyorum :D O okyanus mavisi gözlerde kaybolma isteği uyandıran gözler, ah o gözler… Öhööm öhööm ne diyorduk :D He Willciğim sevdiceğine; Emma yıllardır atardamarım oldun, seni seviyorum demek için yollara düşer.

 ” Kalbime giden her bir damla kanda onu hissediyorum”

 Jonklör olan Will yıllarca Emma nereye giderse oraya gitmiş. Şimdi de babası hasta olan Emma yıllar sonra baba ocağına geri dönünce doğal olarak Will’in rotası da orası olmuş. Emma’yı senelerdir takip eden Will, asla kendini Emma’ya göstermemiş. Takip ediyor falan diyince Willciğimi sakın sayko bir karakter olarak algılamayın ha :D O kendine bambaşka bir dünya kuran, her şeyin farkında olup kendi garip, masum dünyasında yaşamayı tercih eden biri. Emma’yı neden takip ettiğini  daha doğrusu, Emma’nın gittiği yerlere neden gittiğini  açıklayan şu cümlelerinden ne kadar sevilesi bir insan olduğunu anlıyorsunuz zaten :D  

” Bir gün düşünüyorum… Kalktığımda, çok uzaklarda olduğum için seni göremiyeceğimi bildiğim. Tamam mı? Görmüyorum seni. Ve şimdi… Şimdi bir gün düşünüyorum, kalktığımda seni belki görebileceğimi düşündüğüm. Belki. Bir ihtimal. Bu iki günün içinde istediğim bu. Seçtiğim bu. Hem senden uzağa attığım her adım nasıl yanlış yöne attığım bir adım olmasın ki?”

Bu cümleler bana oyy ne şeker şeysin sen tepkisi yaratırken haliyle Emma kızımızı hiç mi hiç memnun etmedi. Willciğime bir sapık, röntgenci demediği kalmadı yani. Bir de işin içine kızımızın ampül kafalı kel sevgilisi girip, Willciğime büyük bir iftira atıp, polislerle başını belaya sokunca işler iyice karışıyor.  ” Kötü aşk mektupları aşk için yalvarır, iyi aşk mektupları ise karşılığında bir şey beklemez”

Film boyunca Will bende enee beslenir ki bu duygusu yarattı :D . Bu filmden sonra Tom Sturridge’ın yapımlarını takip etme kararı aldım. Güzel soundtrack, başarılı oyunculuklar ve harika gözlere sahip bir yağışuklu izlemek isteyenler durmasın diyorum :D

When Harry Met Sally – Romantik Komedinin Atası

Hepimiz biliriz ki klasiklerin tadı tuzu bir başkadır. İşte  Harry ve Sally’nin hikayesini anlatan bu filmde , Hollywood Endüstrisinin romantik komedi alanındaki yapı taşlarından birisidir. Nerdeee eski Amerikan işi romantik komediler diye yakınan kişiler az- çok var. Bende bu yakınan gruba dahilim. İşte 90′larda ki romantik komedilerin güzel olmasının başlıca nedeni: When Harry Met Sally. 

Filmin konusundan kısaca bahsetmek gerekirse: Sally, Şikago üniversitesini bitirince New York’a yerleşme kararı alır. New York yolculuğunda ise, arkadaşının sevgilisi olan Harry eşlik edecektir. İkilinin beraber 12 saatten fazla sürecek olan araba yolculuğu böylelikle başlamış olur. Bu yolculukta Sally, Harry sayesinde bir şey öğrenir: ” Erkek ve kadın sadece arkadaş olamaz” Her ne kadar Sally bu fikre katılmasa da Harry tezini sonuna kadar savunuyordur. New York’a varınca hayatta başarılar adios diye birbirlerinden ayrılan ikili, bakalım yıllar sonrada karşılaştıklarında kadınla-erkek sadece arkadaş olamaz diyebilecek midir?

Bu filmde geçen diyaloglar o kadar şahane ki; Billy Crystal’dan nefret eden ben bile bayıla bayıla izledim. İzlemek için geç kaldığımın farkındayım ama filmden uzak durmamın tek nedeni işte bu zat-ı muhteremdir hakim bey! 

Sevgili Billy seninle bir alıp veremediğim yok ama seni bir türlü sevemedim. Çok itici geliyorsun. Rol aldığın filmler ne kadar kaliteli olursa olsun izlemiyorum. İzlemek istesem de seni sevmemem engel oluyor. Ama bu filmi senin için değil işte bu nedenden dolayı izledim:

Bu kadının oynadığı romantik komedileri sevmeyen yoktur. Ne kadar bilindik konusu olan, sonu anında tahmin edilen klasik bir filmde oynasa bile o filmi büyük bir keyifle izliyorum. Meg Ryan Amerika’nın romantik komedi kraliçesidir benim gözümde. Her ne kadar zavallı Megciğimin giydiği kıyafetler birbirinden berbat olsa da güzelliğine diyecek yoktu. İyi ki 80lerin modasına maruz kalmamışım :D

Keyifli bir buçuk saat sizleri bekliyor. Kadın- erkek ilişkisine el atan, sevimli bir film izlemek istiyorsanız durmayın millet!^^ Ha izlediyseniz bir daha izleyin canım ne olacak :D Bu film kesinlikle birden fazla izlenir ama benim gibi Bill düşmanıysanız zorlamaya gerek yok, 1-2 kere izlemek yeterlidir :D

Filmin ostsinde yer alan harika bir şarkı ile huzurlarınızdan ayrılırım millet Jaa ne^^ Frank Sinatra Akira’nın Güneşi okuyucuları için söylüyor: It had to be you!!!!!!!!