Akira, 061 Mavi Bond Tarafından Mimlenir!!!

Saolsun biricik canocum Mavi beni mimlemiş. İlk mimin ulen güzel güzel yaz deyü emirler vermiş çokta iyi etmiş 😀 İlk mim duygusunu da yaşamanın mutluluğu ile yanıp tutuşuyorum canlar 😀 Aslında mimlendiğimi duyunca tırsmadım değil, bazı mim konularının pek kolay olduğu söylenemez ama neyse ki öyle kazık bir mim değilmiş 😀 ( ne çok mim dedim ben ya 😀 ) Mimin konusu, bize sorulan 13 soruyu cevaplamak. O zaman hemen sorulara ve cevaplara geçelim^^

Hayalindeki meslek nedir?

5 yaşından beri eczacı olmak istiyordum ama Öss de uçmuş puanları görünce benim için bir hayal olarak kaldı. Eczacı gibi rahat meslek var mı arkadaş. İster diplomanı kiraya ver ister dükkanı kalfaya emanet et. Rahat meslek vesselam. Eczanemin adı bilem belliydi. Burdan bir kez daha ösym götümü ye diyorum 😀

Yazın sürmeyi en sevdiğin parfüm?

Öyle sürekli kullandığım bir parfüm yok. Kendi tenimin kokusu değme Diorlara, Chanellere taş çıkarır 😀 Ama bulunsun ne olur ne olmaz deyip aldığım parfüm şu an için Hugo Boss intense. Şişe daha bitmediği için yazında sürücem gibi gözüküyor 😀 O yüzden, bu yazın favori parfümü benim için intense dir ulen 😀

En önemli makyaj hileniz?

 Ben ve makyaj imkansız aşkın diğer adıdır. O nedenle ne makyajdan anlarım ne hileden. Olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol deyü boşuna dememişler 😀

Çay mı kahve mi? Şekerli/şekersiz,Sütlü/sütsüz?

Tabi ki de hem Türk milletinin vazgeçilmezi hem de benim vazgeçilmezim çay. Şekersiz, tavşan kanı. Oh olsa da içsek^^

Tam şu anda kucağınıza bir cin düşseydi ve 3 dilek hakkiniz olduğunu söyleseydi, ne olurdu?

Şimci klasik olucak ama sağlık, mutluluk ve bol para derdim. Bol paraylada yapıcaklarım şimdiden belli 😀 Nerde Nadal’ın maçı varsa orda ben olucam 😀 Beni sürekli göre göre bana aşık  olacağı için aşk meşk dilemeye gerek yok 😀

Kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği ve tatli. Bu öğünlerden ömrünüz boyunca yalnızca bir tanesini seçmek zorunda kalsanız,hangisi olurdu?

Midemin ve günümün vazgeçilmezi kahvaltıdır. O yüzden doyurucu bir kahvaltıya forever diyorum 😀

Eğer Hello Kitty olsaydınız, kurdelanız ne renk olurdu?

Yeşil rengi çok severim. Özellikle çimen ve kök yeşili tonları favorimdir. Yeşil olurdu işte be 😀

Eğer ömrünüz boyunca yalnızca bir tane takı takma seçeneğiniz olsaydi bu ne olurdu?

Gümüş ve doğal taş hastasıyım. Özellikle gümüş olup kolyede doğal taş varsa vazgeçilmezimdir.

Sahip olmak istediğiniz bir yetenek ?

Hangi  birini sayayım yahu 😀 J.K. Rowling gibi hayal gücüne sahip olup milyarlarca satacak fantastik bombastik bir kitap serisi yazıp, İngiltere kraliçesini bırak Karun’dan daha zengin olmak isterdim 😀

Bitince almaya devam edeceğiniz bir kozmetik ürünü?

Şampuan, deodorant, diş macunu 😛 Kozmetikle aram yok demiştim 😀 Oje alırım. Sürmesi kolay 😀 Bir göz kalemi ile gözümü boyamak beyin ameliyatı yapmak kadar zor geliyor be hacı ne edem 😀 Ayna karşısında 15 dakika gözüme kalem çekmeye çalıştığımı bilirim. Ne kadar yeteneksiz olduğumu anlayın işte 😀

Eğer geleceği görme şansınız olsaydı, görmek ister miydiniz? Evetse tam olarak neyi görmek isterdiniz?

Gelecek herkesin öğrenmek için yanıp tutuştuğu ama bir o kadar da çekindiği bir konu. Öğrenmek isteyen taraftan olurdum bende. Merak ettiğim özel konuları öğrenip, gördükten sonra Nadal’ın Federer’in grand slam rekorunu kırıp kıramadığını ve RTE belasından ne zaman kurtulacağımızı öğrenmek isterdim.

Gizli ünlü aşkınız kim?

Gizlisi saklısı mı kaldı canım, bütün herkeşler biliyor yıllardır Rafael Nadal’a olan aşkımı 😀

Neden blog tutmaya başladınız?

Tamamen arkadaş kurbanı oldum 😀 Arkadaş bellediğim hainler bu işin altından kalkabileceğim ve ortaya güzel şeyler çıkarabileceğim konusunda feci gaza getirdiler bende neden olmasın dedim. Zevksizliğimi bütün internet camiasının öğrenmesi fena bir fikir gelmemişti 😀

Veee geldik zurnanın zırt dediği yere 😀 Bu an için sabırsızlanıyordum hehehe. Kurbanlarımı hemen açıklıyorum. And the mim goesssss toooooooooo Astrea , Angeluspurçi ve Hikaruivy . Mimlendiniz!!!! Ayrı kıtalarda olmamıza rağmen yazıları sayesinde yüzyüzeymiş gibi hissettiğim Hikaruivy, Akira’nın güneşinin doğmasına yardımcı olan Astrea ve Angeluspurçi sizi mimlemicektim de kimi mimlicektim canlar 😀 Hadi bakalım çalışsın parmaklar 😀

Teknik Direktör Feridun Düzağaç Önderliğindeki İyilik & Güzellik Spor Sahalara Adım Atar!

Feridun Düzağaç’ın futbol ve Beşiktaş sevgisini bilmeyen yoktur. Hatta bu sevgisini daha ileriye taşımış bir dönem Radikal gazetesinde spor yorumculuğu bile yapmıştı. Şimdi de çıtayı iyice yükseltti ve teknik direktörlüğe başladı. Takımını ise çoktan kurdu: İyilik & Güzellik Spor. Takım kadrosunda yok yok. Tam bir yıldızlar karması; Redd, Cem Adrian, Badem, Emre Aydın, Hayko Cepkin, Jehan Barbur, Manga, Multitap, Pinhani, Melis Danişmend, Bertuğ Cemil gibi bir çok ünlü ismin yer aldığı iyilik & güzellik spor Barcelona’yı solda sıfır bırakıcak gibi gözüküyor 😀 Yalnız bu takım sıradan bir futbol takımı değil. Türk eğitim gönüllüleri vakfı yararına, F.D. ‘nin sevilen şarkılarını yeniden yorumlayan sanatçılardan oluşan iyilik & güzellik spor bir kaç gün önce albüm ligindeki maçlara dahil oldu 😀 

Bu albümde ilk 11 oyuncuları şarkı söylemiş, teknik direktör F.D. ise, yanında, son yaprağıydı güzün, aşk çok uzak adlı şarkılarını yeniden yorumlamış. Uzun zamandır bu albümü bekliyordum. F.D.’nin bütün şarkılarını çok ama çok severim. Benim gözümde boş müzik yapmayan ender sanatçılardan biri. Şarkılarının her kelimesi yüreğinize, ruhunuza dokunmayı başaran kaç sanatçı var ki şu ülkede? F.D.’de bu şanslı ve başarılı azınlıkta. Bu kadar başarılı olup böyle projelerde yer alması benim gözümde ve kalbimdeki yerini daha çok yükseltiyor. Abarttığımı düşünen olursa onları nadas, cumartesi, içimden şehirler geçiyor, buralar soğuk, yüzün gibi F.D. parçalarını dinlemelerini tavsiye ediyorum. O zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız 😉

Albümdeki şarkılar en az orjinal halleri kadar güzel olmuş.  Aslında daha çok şarkı paylaşmak isterdim ama ağzınıza bir parmak bal çalmayı tercih eden hainlerden olmayı tercih ediyorum 😀 Beğendiğim şarkıları aza indirmek benim için gerçekten zor oldu. Umarım sizde bu muhteşem takımın bir taraftarı olur, iyilik & güzellik sporu maçlarında yalnız bırakmazsınız 😀

Jehan Barbur’u geç keşfeden gruptanım bende. Keşke daha önce bu kadını fark etseydim diye az kafamı duvarlara vurmamıştım 😀 O büyülü sesi ile gene beni kendimden geçirmeyi başardı 🙂

Emre Aydın’da tam kendisine yakışan şarkıyı seçmiş 😀 Dipteyim sondayım depresyondayım Emre Aydın’ı tanımlamıyor da kimi tanımlıyor 😀

Ve Feridun Düzağaç’ın yeni yorumu ile aşk çok uzak. En az eski versiyonu gibi güzel olmuş^^

İç kapağındaki F.D. tarafından yazılmış notlarda çok hoşuma gitti: “dilerim ki günün sonunda çocuklar, çocuklarımız için çabalayan eğitim gönüllülerine ne güç ve moral sağlayabiliriz.

dilerim bir çocuğu eğitmenin, bir ülkenin kaderini çizmek olduğunu anlayabiliriz.

dilerim ki bu ülkede bir gün hayata doğuştan yenik başlayan aç ve fırsat eşitliği hakkı çalınmış çocuklardan konuşmayacağımız güzel ve aydınlık günler görürüz.

(…)’sesimizi çığlığa dönüştürdüğün için sana çok teşekkür ederim’

bu şarkıları yazmaktan hiç bu denli gurur duymamıştım… ”  Feridun Düzağaç

Bu proje her şeyi ile çok güzel. F.D. ve muhteşem takımı, kocaman bir tebriği hak ediyorlar. Albümün tüm geliri tegv’e aktarılacak olması da cabası.  Bunun gibi güzel projeleri daha çok sanatçımızın akıl etmesi dileğiyle.  İyi dinlemeler diler huzurlarınızdan ayrılırım 😀 Jaa ne^^

Hello Ghost – Bu Hayaletler Korkutmayı Düstur Haline Getirmiş Güruhtan Değiller!

Şimci ben bu keyifle yazı yazarım ulen! 😀 Bu kadar neşelenmemin tek sebebi tabi ki biricik aşkitom 😛 Nadal’ın maç kazanmasıdır!!! 😀 Hem de öyle eften püften bir turnuvada da değil koskoca Roland Garros adlı grand slam da 6. şampiyonluğunu kazanmak için maçlarda koşturur, 4 saatlik maçı da bir güzel kazanırsa ben sevinmiyeyim de kim sevinsin yahu 😀 Anlayın beni 😀 Boşuna toprak kortun kralı demiyorlar benim haşin erkekime 😀 Öhöm öhöm ben ne için bu postu yazmaya karar vermiştim ya? Gittikçe Nadal ile ilgili bir yazı dizisi  halini almadan kendime zorla da olsa dur diyor ve asıl yazının sahibini sahneye davet ediyorum efem 😀

Başlık biraz uzun oldu farkındayım ama filmdeki hayaletleri bundan iyi anlatan bir cümle olacağını sanmıyorum şahsen bizzat ben kendim 😀 O yüzden idare ediverin canlar 😀 Bu filmi uzun zaman önce net aleminde avare avare dolanırken tesadüf eseri görmüş Cha Tae Hyun varsa güzeldir diyerek ne konusunu okumuş ne de posterlerine bakmıştım. Gerçi itiraf etmeliyim ki indirdikten sonra posterlerini görünce kesin, klasik, adama musallat olup yanlış anlamalara sebebiyet verip, adamın hayatını kabusa çeviren hayalet temalı komedi filmlerden biri sanmıştım ama bir güzel yanılmışım 😀 Pek sevdiğim çekik senaristlerim gene beni şaşırtmayı başardılar ve senarist kişisi ”biz kim klasik yapımlar kim a Akiracım sen daha bizi tanıyamadın mı aşk olsun” diye sorduğunda bir güzel,” kusura bakmayın yapım ekibi yanılmışım, her seferinde farkınızı ortaya koyuyorsunuz önünüzde saygıyla eğiliyorum affedin” diye az yalvarmadım yani:D  Aslında gevezeliğimi kısa kesip konuyu anlatmam lazım ama az sabredin demekten başka çarem yok çünkü Cha Tae Hyun’u övmezsem kendisine çok ayıp etmiş olucam,sonra kendisinden azarı ben işiticem ”neden benim gibi mükemmel bir oyuncuyu övmezsin” diye. O yüzden bütün bu övgüler azardan kurtulmak için inanın bana 😛 ( iyice normal dünya ile bağlantısını koparan şizofrenik yazar 😀 )

Cha Tae Hyun’u hepimiz severiz sayarız. Çoğu kişinin ilk göz ağrısı, benimde gönlümde ayrı bir yere sahip olan my sassy girl sayesinde arkadaşlığımız başladı, speed scandal ile gelişti ve Ba:bo ile artık dostluğumuz sonsuzluk mertebesine ulaştı. Daha izleyemediğim bir çok filmi var onları da en kısa zamanda aradan çıkarmayı planlıyorum ama izlediğim filmleri üzerinden konuşmam gerekirse: Cha Tae Hyun varsa gözü kapalı ben o filme yumulurum arkadaş 😀 Her seferinde kendine hayran bırakmayı başaran ender oyunculardan biri. Çeksede izlesek dediğim sevdiğim saydığım bir abimiz 😀 Bu kadar pohpohlamak yeter der konuya dalarım 😀 ( sonunda :D)

Sang Man yetimhanede büyümüş, yaşamında doğru dürüst insan tanımayan, anlayacağınız hayatını bir başına sürdürmeye  çalışan biri.  Bu duruma daha fazla dayanamayarak intihar etmeye karar veriyor. Ama ne kadar çabalarsa çabalasın bir türlü intihar etmeyi beceremiyor 😀 İlaç içse kurtarılır, köprüden nehre atlasa balık gibi sahil güvenlik tarafından yakalanır. Bir türlü ölüm projesinde başarıya ulaşamaz. Başarısız intihar denemesinden sonra apar topar hastaneye götürülen Sang Man kendine geldikten sonra hayaletleri görmeye başlar. Doktorlar bu duruma şaşırıp Sang Man’a deli gözüyle baksa da peşine takılan birbirinden ilginç kişiliklere sahip 4 tane hayaleti ile evinin yolunu tutar. Hayaletlerden kurtulmak  için soluğu şamanda alan Sang Man, ölmek istiyorsa onlardan kurtulması gerektiğini ve bunun tanrının hediyesi olduğunu, bundan sonra vücudunun hayaletler tarafından kullanılacağını söyler. Sürekli vücudunu kullanıp abuk durumlara düşecek sanmıştım ama öyle bir durum olmadı iyi ki de olmadı çünkü o zaman klasik filmlerden bir farkı kalmazdı.

 Hayaletlerinden kurtulmak ve ölmek için 4 hayaletinde dileğini yerine getirmesi gerekiyor. Acaba imkansız ve abuk dilekleri mi var yoksa gayet başarılı bir şekilde tamamlanacak dilekler mi? Sang Man hayaletlerden kurtulup intiharında başarılı olabilecek mi izleyin görün demekten başka çarem yok 😀 Hayaletlere değinmezsem olmaz hepsi birbirinden alemdi. Sojuyu su gibi tüketen, sapık bir yaşlı adam, sigara tiryakisi bir adam, sürekli ağlayan bir kadın ve şeker, cips manyağı bir velet. Adamı tükettiler yahu onlar yiyip içtikçe ben acıdım haline 😀 Hayaletleri ben çok sevdim. Aslında ben filmi çok sevdim be 😀 Ay çok güldük ağlıyacağız lafını Koreli senaristler bu filmde de uygulamaya koymuş. Önce çok güzel güldürdü sonra bir güzel duygusala bağladı.  Sang Man Sang Manlıktan çıkıp hayaletler vücudunu kullandığında hareketleri süperdi.

Imdb de ki 7.1 lik puanı sonuna kadar hak ediyor bence. Kore’de de çok izlenmesine şaşmamalı. Bu kadar güzel bir Kore filmi olur da çalgıcı holivud boş durur mu?.  Harry Potter’ın eski yönetmeni Chris Columbus tarafından bir remake i bizleri bekliyor. Yeter artık hırsız holivud kaliteli Asya yapımlarını rezil etmeyi ne zaman bırakıcan çok merak  ediyorum. Daha çok şey anlatmak isterdim ama kendimi zor tutarak huzurlarınızdan ayrılıyorum 😀 Jaa ne^^

Hello Stranger – Yaban Ellerde Keşfedilen Aşk…

Taaa taaam işte ilk tanıtımım ile karşınızdayım^^ Sevgili Winpohu bir kaç gün önce twitterda bu filmden bahsetmiş konusunu merak edince  hemen beni Sermin’in blog yazısına yönlendirmişti. Konuyu öğrenince Winpohu ve Sermin çingularım beğenmişse güzeldir hadi bakalım Akira indir çabuk şu filmi dedim ve hemen torrentin yolunu tuttum. Hello stranger bir Tayland filmi. Hemen ” aamaan Tayland filmlerini hiç sevmem, hele o konuşmaları yok mu hiç çekilmiyor” diye düşünmeyin ve bu filme bir şans verin. Şimdi biz konuyu bilmeden nasıl şans vericez bu filme diye düşünebilirsiniz o yüzden ön saçmalamalarıma noktayı koyuyor ve hemen asıl saçmalamalarıma yani konuyu anlatmaya başlıyorum^^

Esas kızımız Tayland’da tanıştığı ve mailleşerek arkadaşlığını geliştirdiği Koreli kız arkadaşının düğününe gitmek için Kore yollarına düşüyor. Hem arkadaşının düğününe katılmak hem de dizilerinin hastası olduğu bu ülkeyi gezmek için bundan iyi fırsat olur mu a dostlar? Bence de olmaz. Kızımızda benim bu düşüncemi hissetmiş olacak ki nemrut mu nemrut uyuz mu uyuz cüce mi cüce sevgilisine yalan söyleyerek topluyor bavulu alıyor pasaportu ve uçuyor biricik çekiklerimin memleketine. Eee bir filmde esas kızımız olur da esas erkekimiz olmaz mı. Tabi ki de olur hem de en şebeğinden en komiğinden en tatlısından olur 😀 Esas oğlanımız ise Kore yollarına düşmeden önce sevgilisi tarafından terk edilmiş, arkadaşları tarafından sarhoş sarhoş havaalanına bırakılınca bavulsuz Kore’ye gitmek zorunda kalan bahtsız bedevi bir arkadaş. Esas kız Kore’ye varır varmaz hemmen biricik Coffee Prince’in çekildiği mekana damlamaz mı.Evet damlar çokta iyi yapar.  ”Evet burası Gong Yoo’nun başroldeki bayanı ilk öptüğü yer” diye video çekip etrafa gülücükler atarken ben kıskançlığımdan çatlamadım desem yalan olur yani 😀 Ahh ahh o gezdikçe ben ekran karşısında kudurdum yahu 😀 Neyse efem kıskançlık molamı kısa kesip ben filmi anlatmaya devam edeyim. Kızımız böle geze dursun bu sırada esas oğlan Tayland’lı tur kafilesi ile o saray senin bu oyuncak ayı müzesi gezip duruyor. Akşam otelden çıkıp yemek yemek için soluğu bir çadır resturantında alıyor ve ne yazık ki yediği yemeğin köpek etinden ibaret olduğunu anlayınca zavallım biricik sojusuna sığınmak zorunda kalıyor. Sojuyu içip bir güzel kafayı bulunca kızımızın otelinin önünde sızıp kalıyor. Bu arada yanında kıyafetleri olmadığı için ne bir ceketi var ne bir montu zavallım sıfır derecelik Kore sokaklarında donmamak için bornozla geziyor. Esas oğlumuz otel kapılarında uyuyup donarken ellerinde paketlerle günlük Kore turundan dönen kızımız veleti görüyor ve haline acıyıp otelin içine sürüklüyor ve montunu üstüne atıp odasının yolunu tutuyor. Sabah olunca da çiftimiz tanışmış oluyor. Ve bir şekilde esas kızımız bu tek kişilik Kore turuna esas oğlanımız ile devam etmek zorunda kalıyor iyi de ediyor 😀 Bu kadar eğlenceli biriyle bende seyahat etmek isterdim. Hoş kim istemez?.  Keyifli 2 saat geçirmek, komedinin hakkını veren, vıcık vıcık romantik olmayıp duygusal bir film izlemek istiyorsanız bu filmi kaçırmayın diyorum. Başrol oyuncularını ben çok sevdim. Kız da erkek de birbirlerine çok yakışmışlardı. Bu arada yazmazsam olmaz kız sevgilisini telefona Kolombiya altını diye kaydetmiş. Yaratıcılıkta son nokta derim başka da bişi demem Allah aşkına esas kız o adam ne Kolombiya’nın yanından geçer ne altınlığın. Çok merak ettim bu çocuğu ne diye kaydettin telefona Kore pırlantam, Kore safirim falan mı? Karakterlerin bir adı yok mu da sen hep esas oğlan esas kız diye bahsediyorsun diye sorabilirsiniz, hemen yanıtlıyorum: çiftimizin isimlerini bilmiyoruz. Gezi boyunca birbirlerine adlarını söylememe kararı alıyorlar. Ben çok beğendim sizinde beğeniceğinize eminim der görüşürüz millet derim 😀

İşte geldim buradayım ben bu işte ustayım demek isterdim ama…

Ama ne yazık ki blog işinde bırakın ustalığı çaylak bile değilim. Uzun zamandır beğendiğim, sevdiğim alanda yazılar paylaşan bir çok blogu okuyor ve yorumluyordum, gerçi halen okumaya devam ediyorum ama bazen kendimi bende blog açıp yazmaya başlasam mı diye düşünürken buluyordum. Ama ne yazık ki kendim de o cesareti göremediğim ve okuduğum çoğu blog yazarlarının üslubu ve anlatımları harika olduğu için benim yazılarımın yanlarına bile yaklaşamayacağını düşünüyordum ta ki biricik dostum angeluspurçi ve blogu sayesinde tanıştığım canocum delicim Mavi’nin eşsiz ısrarları ve gaza getirmelerine kadar. Onların sayesinde kararımı verdim ve neden olmasın diyerek bugün bir adım attım.

İşte blog cemiyetinin nur topu gibi yeni blgou: akiravamosrafa ^^  Yıllardır Uzak doğu kültürü ve yapımları ilgileniyorum. Kore-  Japon- Tayland yapımı dizileri ve filmleri izlemek benim en büyük hobilerimden biri oldu diyebilirim. Okuduğum bir çok blog da zaten bu tema üstüne kurulu ve bu aileye bir üye daha katılsa hoş olacağını düşündüm. Sonuçta Uzak doğu ile ilgili kaliteli, gerçekten mantıklı yazılar yazan güzel paylaşımlarda bulunan fazla blog yok.  Umuyorum ki benim bu mini mini blogum da abilerinin ablalarının blogu gibi kaliteli yapımlarla, yorumlarla dolup taşar.  Bundan sonra uzunca bir süre beraberiz millet beklemede kalın der selam ederim 😀