The Vow- Taze Taze

2012 yapımı romantik komedi film. Komik değil gerçi. Romantik de sayılmaz. Ama film.

Filmin konusu hakkında hiçbir şey bilmeden izlemek hep daha güzel olmuştur. Bu film de öyle oldu. Sıfır bilgi ile başladım ve süprizlere açık oldum. Gerçi pek klasik. “Vay anasını bu nası da böyle oldu uuuu” dediğimiz pek bir yere yok ama bilmemek iyidir yine de.

Yukarıdaki resimde görmüş olduğumuz arkadaşımız Leo esas oğlanımız.

Paige ise esas kızımız.

Bu ikisi birbirlerine ilk görüşte vuruluyorlar. Aşık olmaları ise 2 hafta sürüyor. Ve bu deli çiftin yolu evliliğe kadar gidiyor.

ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar..

diyemiyoruz maalesef. Dersek film olmaz. Ama bize bir konu lazım değil mi?

Bu bir adet müzisyen bir adet de heykeltıraştan oluşan sanatçı çift karlı bir akşamda arabada fantazi yaparken öpüşmeleri arkadan vuran bir çöp kamyonu sebebi ile bozulur. Bu çarpışma sonucu ön cama kafasını çarpan Paige hayatının son beş yılını unutur. Leo’yu dertten derde sokacak olan öykümüz işte bu giden hafıza üzerine kuruludur.

Leo kara kara düşünedursun biz de olmadık şeylere tanık oluyoruz tabi ki. Mesela kızımızın ailesi ile görüşmediğini öğreniyoruz. Lisedeki hatta üniversitenin ilk yıllarındaki kız ile Leo’nun sevdiği kızın arasında dünya kadar fark olduğunu öğreniyoruz.

Ama Allah’ı var Leo çok uğraşıyor. Rutin hayatına devam edersen hatırlarsın denilince Leo elinden geleni yapıyor ama kızımız kendisini hala eski nişanlısını severken buluyor,Leo’yu hatırlamıyor,ailesi ile neden koptuğunu bilmiyor vb.

O da deniyor gerçi. Fotoğraflardan yardım alıyor,videolar izliyor,arkadaşlarını çıkarmaya çalışıyor ama yok. Liseden arkadaşını hatırlıyor ama şimdiki kankasına yabancı gibi bakıyor hatun.

Leo artık baştan aşık etme politikası izlemeye karar veriyor. Her şeye en baştan başlıyorlar. En sevdiği kitabı daha önce hiç okumamış gibi.. baştan okur gibi..

Hatun her şeyi hatırladı mı? Eski nişanlısına kandı mı? Leo boşa mı kürek çekti? En sonunda kızı alıp camdan mı attı? Hepsi ve daha fazlası filmin finalinde.

Şu kadarını söyleyeyim umduğum gibi bitmedi.

Sıradan bir filmdi diyebiliriz. Kafam dağılsın diye izledim. Dağıldı. Yeterli.

 

Yuuki- Bir Kamenashi Kazuya filmi

Bu 2006 yapımı Japon filmi bir çok forumda pek beğenilmiş. Yalan söyledim aslında tek bir yere baktım. Ordakiler de beğenmişti. Yok efendim arkadaşlık yok hastalık yok inanmak yok güvenmek. Ben mi? Sevmedim pek.

Kame denen hatun nedeni bilinmeyen dolayısıyla tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanan ancak umudunu kaybetmeyen bir arkadaşımızı canlandırıyor.  Pek canlı pek şebek.

Bide bunun yazın Avusturalya’da çalışırken tanıştığı arkadaşları var filmde. Pek samimiyetsizler. Japonya’ya dönünce kimse kimse ile görüşmedi doğal olarak. Ama Yuuki denen arkadaş hepsine “Beni ziyarete gelin.” diye mesaj çekince mecburen ziyaret ettiler onu. Yuukideki umudu görünce hepsi işlerine,ilişkilerine sarıldı. İyi kötü aralarında bir iletişim başladı felan. Biri hariç.

Buzdolabı rollerinin aranılan Japon’u Oguri Shun burda da en tercübeli derindondurucuları aratmayan performansı ile çıkıyor karşımıza. Herkes Yuuki’yi mutlu etme peşinde,herkes birbiri ile az da olsa diyalog kurma derdindeyken bizim abi almış eline bir fotoğraf makinesi bi gayret çekiyor. Film boyunca ağzından çıkan tek hayırlı cümle de iş işten geçtikten sonra  duyuluyor.

Arkadaşlarını hayata bağlayan,kimisine evlilik tavsiyesi kimine iş tavsiyesi veren Yuuki’nin yüzünden gülümseme kaybolmasa da hali hiç iyiye gitmiyor.

Vazgeçmeyen Yuuki maratona mı katılmadı,motorsıklete mi binmedi Allahım Allahım

Filmi sevmedim tekrar söyleyeyim. Gereksiz,saçma sapan,samimiyetsiz bir filmdi. Bi garipti yahu ne bileyim.

Aha bu da Yuuki’nin ölürayak yaptığı alıntılardan biri:

Bir yılın değerini, giriş sınavına
giren bir öğrenciye sor.
Bir ayın değerini, erken doğum yapan bir
anneye sor.
Bir haftanın değerini, haftalık dergi
yayıncısına sor.
Bir saatin değerini, buluşmayı bekleyen
sevgiliye sor.
Bir dakikanın değerini, treni kaçırmış
yolcuya sor.
Bir saniyenin değerini, kazadan son anda
kurtulan birine sor.
Bir saniyenin bile onda birinin değerini,
olimpiyattan gümüş madalyayla dönen bir atlete sor.
Zaman akmaya devam
edecek.
Bu
yüzden sahip olduğun her an çok değerlidir.
Yaşadığın her gün, sana verilmiş bir
armağandır.