Ses Bir İki √

Merabayın sevgili çilekeş, sabır taşı okuyucu. Öncelikle halen bloga uğrayıp bu yazıyı okuduğun için teşekkür ederim. Yıllardır çalışkanlık, üreticilik konusunda bir arpa boy yol kat edememiş bendenizi takip ettiğin için kucak dolusu sevgilerimi yolluyor, Seda Sayan misali kokulu kokulu öpüyorum 😀 Valla iyi sabır varmış arkadaş sende. Bu azimle taşı  delmeyi bırak deldiğiniz taşlarla uzaya, uzay yolu olur 😀 Böö tamam tamam iğrençliğimden  bir şey kaybetmediğim için özür dilerim 😛

Bir çok kez feryat ettiğim gibi internetim yok. Yok olmasına yok da arada en azından ayda yılda bir olsa da dayımlara gidip, internet bulunca indiririm dediğim şeyleri indiriyor idim. Her ne kadar indiririm dediğim dizilerin- filmlerin adını unutup aklıma yazdığımı sandığım listenin  binde  birini indiremiyor olsam da hiç yoktan iyidir kategorisine girebilecek sayıda birşeyler indiyordum. Hayat bana hız kesmeden sürekli yamuk yaptığı için, internet konusunda en büyük kazığı attığı yetmiyormuş gibi ayda yılda bir bulduğum ”dayı fırsatını” da elimden aldı 😦 Kavgalı olduğum kuzenin askerden gelmesi ve onunla aynı evde olma fikri hiç hoşuma gitmediği için kahrolarak söylüyorum ki ne yazık ki dizi- film indirme olayı benim için bitmiştir – yazar burada kendini ağlayarak sandalyeden atar :'(-

Havalar ısındıkça da benim dizi-film aşkım iyice kabarır oldu işin daha fenası. Kafa dağıtacak dizi verin banaağğğ film verin banaağ diye ağlaşırken zamanında hiç tırt film indirmediğimi fark ettim. Bütün suç sanatçı ruha sahip arşiv yapma merakından kaynaklanıyor. Hoş, benim gibi filmin sanatsallığından çok yakışıklı oranın yüksek olmasına bakan birinin arşivi yağuşıklı kaynamalı ama yok nerde ciddi, cinayet, dram varsa indirmişim. Allanı seven üstüme nerde tırt, pembiş, kafa dağıtıcak film-dizi-anime varsa atsın. Dram izleyip ağlamaktan gözlerim şişti. Bahar, çiçek, böcek, kuş moduna giremez oldum. Hayır işin kötüsü bu duygu yoğunluğu aşk hayatımı olumsuz etkiliyor 😛

Arşivden kaymağını yediğim filmler ne yazık ki birer ikişer azalıyor. Elde avuçta kalmıcak yakın zamanda. Boşuna dememişler hazıra dağ dayanmaz diye 😀 Bitince ne etcem bilmiyorum herhal sıkıntıdan yerdeki parkeleri saymaya başlarım.

Aylardır yukarıdaki modda yaşarken arşivdekileri izledikten sonra nasıl şekilden şekile giricem kim bilir. Kısaca; yaşıyorum,sıkılıyorum, bir bok izleyemiyor dinleyemiyorum. O bok attığınız ttnetin gıymetini bilin abla sözü dinleyin 😀 Esen kalın beni unutmayın 😀

Bir Mavi Var Çocuklar Gibi Şen Hissettiren^^

Kaç tane mavi olucak ki bir tane mavi var o da rengin adı diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hem de çok. Bu mavi başka… Benim bahsediceğim mavi dünyanın en güzel rengi olan değil, dünyada beni ilk kez bu kadar şaşırtmayı başaran kişi olan Mavi.

Geçmişimizi uzun uzun yazmak istemiyorum, istesem de onun yazdığı buram buram dostluk kokan şu yazısının yanına yaklaşamaz benim yazdıklarım. Hem bir edebiyatçıyla boy ölçüşmek kim ben kim 😛 Benim bahsediceğim doğum günü denen resmi yaşlanma gününde beni nasıl dumur ettiğidir ahali.

26 Kasım benim nüfusta 1 yaş ama beyinde 1000 yaş büyüdüğüm bir tarih. Her sene yaşlanıyoruz azizim muhabbetini yaptığım, böhühüühü 30a gittikçe yaklaşıyorum korkuyorum anne diye ağlaştığım bir tarih. 30a daha 8 sene var ama insan tırsmıyor değil yahu. Doğum günüm yaklaştıkça kendimi bildim bileli bi heyecanlanırım böyle gün saymaya başlarım. Hem yaşlanıyorum diye mızmızlanıyorum hem de sevinç kaplıyor. İlginç. Hem de çok. Bu satırlardan da ne kadar dengesiz bir hatun olduğum anlaşılıyordur 😀

Gelelim 2011 senesinin 26 Kasım gününe… Evdekiler tarafından gayet umursanmayıp, sıradan bir gün olacağı izlenimi verildiği gibi bir de evin bütün temizliğinin bana kalması etrafa gülücükler saçmamı sağladı. Evde kardeş bol ama her iş bana kalıyor, doğum günümde bile :/ Hayır yani, Akira bugün senin için mühim bir gün onun için seni temizlikten muaf tutuyoruz bugün elini sıcak sudan soğuk suya sokmıcaz, sana karşı hizmette kusur etmicez deseler olmaz mıydı? Onun yerine ortanca ehliyet sınavına gider sabahın köründe bir de ben sınavdan sonra arkadaşlarımla buluşucam der. Küçük kardeş ise ben öss savaşçısıyım dershaneye gidicem diye sıvışır. Anne desen ben halanın gününe gidicem der. Sonuç; çamaşır suları ve elektrik süpürgesi ile doğum günü çocuğunun bitmeyen dostluğu (!). Evde dedemle mal gibi bi başıma kaldım. Allahtan kötü başlayan günüm içkili, şarkılı, hediyeli en önemlisi sevildiğimi bilerek noktalandı.

Büyük uğraşlar sonucu temizliği bitirdikten sonra bir kaç gün önceden sözleştiğimiz Angeluspurçi’yi beklemeye koyuldum. Sana öyle bir sürprizim var ki evdekilerin de seninde şaşkınlıktan ağzınız 30 metre açılıcak dedi ve ben 1 haftayı zor ettim. Ne yaptıysam hatunu konuşturamadım. İnat anacım inat 😀 Ben öfleye pöfleye Purçi’yi beklerken kapı çaldı kısık bir ses kargo dedi. Bende gayet saf saf herhal birine kredi kartı geldi diye düşündüm. Zavallı kargo elemanı bozulan asansör yüzünden 6 kat merdiven tırmandı ve Akira’ya bir paket var dedi. İşte o an var yaaaaa 😀 Nasıl kimliğimi verip imzaladım bilmiyorum. Gönderenin adını iki kere okumak zorunda kaldım şaşkınlığım yüzünden 😀 Sabah ki sürpriz yazısı yetmiyormuş gibi bir de böyle yalnız, üzgün ve süzgün bir zamanda sevildiğini, hatırlandığını bilmek o kadar harika bir duygu ki… Şaşkınlıktan ve heyecandan ellerim titriyordu lan öyle böyle değil 😀 Belki abartı diye düşünebilirsiniz ama ilk defa uzak diyarlardan, yüz yüze bu kadar az görüşmemize rağmen dostluğumuzun bu kadar geliştiği  birinden böyle bir hediye alıyordum. Ben duygulanmıyayım da kim duygulansın 😀

Purçi’ye kavuşmamın mutluluğu ve Mavi’nin sürprizi ile tahmin edersiniz ki benden sırıtkanı yoktu 😀 Purçi hediyesi konusunda çok haklıydı. Gerçekten ağzım açık kaldı. Bütün tahminlerimde bir güzel yanıldım ve hem hediyenin büyüklüğü hem de güzelliği karşısında abuk sabuk danslar etmekten kendimi alamadım. Ama nasıl etmiyeyim be. Kıymetlime bakınız:

Koccaman bir Nadal posteri^^En kısa zamanda çerçevelenip duvardaki yerini alıcak:)

Gelelim Angaranın bağrından kopup gelen kıymetlilerime^^

 2 sayfa mektupla idare edicem artık ne edelim 😛 Yalnız bir daha bu kadar kısa mektupla elimden kurtulamazsın haberin olsun. Sınav zamanı diye affettim 😀

 Paketimin içinden sadece mektup çıkıyorsanız yanılıyorsunuz 😀 Deli Mavi çok birden fazla şey tıkıştırmayı başarmış 😛 Beni çok mahcup ettin len 😀 Çok şirin bir cüzdan, ilk meclisin resminden oluşan bir ayraç, mavi saçlı bir yaratık 😛 kolyesi vee vee vee Miyazaki’min biricik filmi olan yürüyen şatonun kitabı^^ Cüzdanda ki şirin figür sizce de totoro’ya benzemiyor mu? Bana feci Totoro’yu andırdı. Totoro’nun mor kardeşi, adı da Mavi tarafından kondu. Tanıştırayım Rafa 😀 Ama ben bunları kullanmaya kıyamam kiii 😀 Hediyeler kadar iliştirilen notlarda beni çok mutlu etti. Bu kız işi biliyor 😀

Canım Mavi’cim bir kez daha çok teşekkür ediyorum. Telefonda ettiğim teşkürler yeterli gelmiyor 😀 Kardeşim ile yaptığınız kutsal ittifak beni çok şaşırttı. 16lık velete bak sen hiç çaktırmıyor 😀 Hadi bi delilik ettin o kadar hediye için öğrenci bütçeni tsunami ile yıktın ama ben yetmemişim gibi benim uyuz kardeşlerimi niye düşünüyorsun hııı neden 😀 Hayır zaten benden habersiz kanka olmuşunuz bizim liseli ergenle bi de hediye olmuyor yani 😀 Seni kimselerle paylaşmam, paylaşamam 😀 Benim kıymetimi Mavi bile tee Angarlardan biliyor ayağınızı denk alın leen diye dayılanmalarını az işitmedim 😀 Etkilerin halen sürüyor anlıyacağın 😀 Tanıştık tanışalı ilk doğum günümdü yanımda olmasan da varlığını çok güzel bir şekilde hissettirdin 😀 Artık pasta ve mum faslını da baharda hallederiz 😛

İşte bir doğum gününü daha böyle atlattım. Bol şaşkınlık ve bol sevinç  ve dost sevgisi ile geçirilen güzel bir gün oldu benim için. Doğum günümü kutlayan tüm blogçulara teşekkür ediyorum^^ Bazıları ile tanıştım bazıları ile tanışmak için can atıyorum ama hepinizi seviyorum 😀 İyi ki tesadüf eseri Ofori’nin dünyasına adım atıp sizleri bulmuşum^^ Uzun yıllar klavyelerimizi konuşturmak dileğiyle… Bu kadar gevezelik yeter 😀 Sahilde Kafka’yı bir an önce bitireyim de yürüyen şatoyu okumaya başlıyayım 😉 Bekle beni haşin erkekim, biricik yarim Howl efendi 😀

Vee Akira Ortaya Çıkar^^

Suçum büyük, farkındayım a dostlar ama siz de beni anlamaya çalışın ve kendinizi 2 dakikacık benim yerinize koyun çok rica ediciğim.Benim gibi tembel ve uyuşuk bir insan tatil moduna iyice girerse, götünü yaya yaya deniz, güneş, yağuşuklu erkekler felsefesini benimserse Mayıs ayından beri yazı yazmaması çok normaldir değil mi? Bana katılacağınızı biliyordum sağ olun var olun benim sadık okuyucularım 😀 ( Hiç yazı yazmadan nasıl 3 ayda sadık okuyucu ürettiysem. Hayaller aleminde dolanan yazar :))

Neler yaptığımı yukarıda ki paragraftan az çok anlamışsınızdır. Günlerimin çoğu sahilde, şıppıdı şıppıdı denizde yüzmekle geçiyor.  Akşamları yürüyüş muhabbet derken kalan nadir zamanımı da Dean ile geçiyorduuum Ta ki Mavi’nin verdiği supernatural cdleri bozuk çıkana kadar!!!!!!! 2. sezonu 1 aydır bitirememenin siniri, hırsı ne bilem uyuzluğu beni yiyip bitiriyor, kemiriyor. Dean’den ayrı kalmakta cabası. ( Kusura bakma Mavi bacı ama elimde değil, insanüstü varlığın espiriklerine bayılıyorum. Espiriklerine ve müzik zevki benim, geri kalan her bir şeyi senin olabülür :D) Ha bu arada 67 model İmpala’nın da hastası olduğumu belirtmezsem ayıp etmiş olurum. Dizi harici yaptığım şeylerden biri de  maaiilecek toplaşıp Altınoluk çevresinde ki güzelliklerden faydalanmak için ufak geziler düzenliyoruz. Yukarıda ki fotoda olduğu gibi. Zeus altarı senin Hasanboğuldu benim özgürce gezmek, doğaya kavuşup kafa dinlemek gibisi yok. Bütün bunları sevsem de İstanbul’u özlemiyor değilim. Özellikle boğaz ve yatağım burnumda tütüüler 😀 Hasan'ı boğduğumuz mekan:P

Tatilde internetsiz olmanın işkencesini söylememe gerek yok herhalde. Aylardır kahve köşelerinde Edvırd kılıklı sivrilerle kanka modunda insanlığa- teknolojiye kavuşmaya çalışıyorum ama İstanbul’da ki biricik netimin keyfini vermiyor ne yazık ki:( Eylül’de medeniyete kavuşacağımın umudu ile bu satırları Altınoluk’da sizinle paylaşıyorum canlar.

Hasretlik bitti, üşengeçliğimi yavaş yavaş üstümden atıyorum. Bir daha bu kadar uzun süre ayrı kalmıyacağız emin olun. Umarım ben yokken bol bol dizi-film izlemiş tatilin tadını çıkarmış ya da çıkarmaya devam ediyorsunuzdur. Yakında yepisyeni yazılarla buluşucaz millet şimdilik Jaa ne^^

İşte geldim buradayım ben bu işte ustayım demek isterdim ama…

Ama ne yazık ki blog işinde bırakın ustalığı çaylak bile değilim. Uzun zamandır beğendiğim, sevdiğim alanda yazılar paylaşan bir çok blogu okuyor ve yorumluyordum, gerçi halen okumaya devam ediyorum ama bazen kendimi bende blog açıp yazmaya başlasam mı diye düşünürken buluyordum. Ama ne yazık ki kendim de o cesareti göremediğim ve okuduğum çoğu blog yazarlarının üslubu ve anlatımları harika olduğu için benim yazılarımın yanlarına bile yaklaşamayacağını düşünüyordum ta ki biricik dostum angeluspurçi ve blogu sayesinde tanıştığım canocum delicim Mavi’nin eşsiz ısrarları ve gaza getirmelerine kadar. Onların sayesinde kararımı verdim ve neden olmasın diyerek bugün bir adım attım.

İşte blog cemiyetinin nur topu gibi yeni blgou: akiravamosrafa ^^  Yıllardır Uzak doğu kültürü ve yapımları ilgileniyorum. Kore-  Japon- Tayland yapımı dizileri ve filmleri izlemek benim en büyük hobilerimden biri oldu diyebilirim. Okuduğum bir çok blog da zaten bu tema üstüne kurulu ve bu aileye bir üye daha katılsa hoş olacağını düşündüm. Sonuçta Uzak doğu ile ilgili kaliteli, gerçekten mantıklı yazılar yazan güzel paylaşımlarda bulunan fazla blog yok.  Umuyorum ki benim bu mini mini blogum da abilerinin ablalarının blogu gibi kaliteli yapımlarla, yorumlarla dolup taşar.  Bundan sonra uzunca bir süre beraberiz millet beklemede kalın der selam ederim 😀